fırsat maliyeti...

  • Yazı RSS
  • Yorum RSS

  • Finansal Hayat
  • Hakkımda
  • blogger

Formülü Bulundu !!!

06 Ocak 2009 Salı

Ekonomik kriz mi tek derdimiz ? Petrol gelirleri içinde yüzen kendini "İslan Dünyası" olarak tanıtan, utanmadan kardeşlerine sırtlarını dönenlerden zenginleşme formülü :
Kardeşleriniz satınız !!!
Onları yüz üstü bırakınız !!!
Hiç bir şey olmuyormuş gibi kapılarınızı kapatınız !!!
Rahat uyuyunuz !!!



******************************************************** ******************************************************

**********************************************

22:30 | Kategori: Dünya |   4 Kişi yorum bıraktı  

Yaşasın seçmek, seçilmek !!!

03 Ocak 2009 Cumartesi





Bir yılı daha geride bıraktı dünyamız. Belki hiç bu kadar uzun gelmemiştir çoğumuza. Biraz daha çetin biraz daha sıkıntılı bir sene… sadece bizim için değil belki de “dünya” içinde en sıkıntılı yıldır. İnsanlıktan hiç bu kadar utanmamıştır belki de… başkalarının üzerinden kazanılanların yine başkalarına ödetildiği cezalar, küçücük bir alan sıkışmış halka yapılan zulümler, gözlerini bu “ayıp”a kapatmış insanlar… Neyse ki geride bıraktık 1 Ocak sabahına uyandığımızda her şey bitmişti demeyi çok isterdim. Ama aynı tas aynı hamam. Neyse konumuz bu değil zaten, hem bu olsa bile nasıl olsa kimse bir şeyler yapamayacak. Konumuz : Yerel Seçimler…
Hiç bu kadar sevindirmemişti seçim olayı beni. Hep boşa harcanan kaynaklar, birbirinin arkasından iş çeviren siyasetçiler, sabahlara kadar süren oy sayma işlemleri, oy pusulasına yazılan isimler,imzalar ve de seçimlerde bir yanlışlık var polemikleri akımda kalırdı. Ama bu seçimler başka olacak, başka bir umut doğuracak. Tabi ki ekonomik açıdan.
“Seçim” demek ne kadar da demokratik bir ortam, güler yüzlü insanlar, birbirine saygıyla bakan, seçileni de seçeni de yadırgamamak olsa da bugünlerde sadece “para” demek. Seçim harcamaları piyasaya gerçek bir can suyu olacağını düşünüyorum. Bir çok sektör bu seçimlerden faydalanacak. 3 milyon adayın yarışacağını düşünürsek; sadece partilerin yapacağı harcamalara bir de adayların harcamaları eklenince muazzam bir rakam çıkıyor ortaya. AKP 100,CHP 60, MHP 30 milyon YTL ayıracak seçim harcamaları için bu rakamlara bir de diğer partiler eklenince 200-250 milyon YTL civarı bir harcama çıkıyor ortaya. Piyasalar daha çok IMF’nin vereceği 20 milyar doların katkısını ve piyasayı yeniden kendine getireceği inancında olsa da bu paranın nasıl harcanacağı devletin isteğine kalmış. Ancak seçim harcamaları direkt olarak piyasaya akacak. Hem bu kaynaklar sadece büyük illerde değil bütün ülkeye yayılacağı, sadece büyük şirketlerin ekmeğine yağ sürmek yerine esnafında pay alabileceği bir kaynak olarak düşünüldüğüne de tam anlamıyla bir lokomotif etkisi yaratabilecek. Reklam ajansları, araç kiralama şirketleri matbaalar, organizasyon şirketleri ve de irili ufaklı bir çok esnaf seçim süreci boyunca bu kaynaklardan yaralanacak. Yani 2009 yılının ilk yarısını biraz daha rahat geçireceğiz gibi görünüyor.
Yeni yıla ekonomik açıdan umutla bakmak için sadece küçük bir sebep bu. Umarım umutlarım boşa çıkmaz ve yeni yılda rahatlamış en azından rahatlamaya başlayan bir ekonomiye sahip oluruz.
*** Bu arada İsrail’in Filistin’de yaptıklarını kınamadan geçemeyeceğim. Geçenlerde bir mail aldım yüzlerce marka sıralanmış ve bu markalardan elde edilen gelirlerin Filistin’de yapılanlara kaynak oluşturduğunu gösteren bir maildi. Ancak o kadar çok marka vardı ki hangi birinden kaçarsınız? Keşke birazda biz oturup düşünseydik de oturup birbirini yiyen bir toplum olmak yerine marka zincirleriyle dünyaya hükmedebilen zulümlere son verebilen bir millet olabilseydik.

17:41 | Kategori: Piyasalar |   0 Kişi yorum bıraktı  

Bir Yiğidin Öyküsü

28 Aralık 2008 Pazar


Yıl 1929… Dünya büyük bir krizle tanışıyor. Tanışıyor diyorum çünkü kriz asıl kendini 1930 yılında gösterecek. Hele ki sanayileşmiş ülkelerde… Evsiz ve işsiz kalmış insanlar, sefaletin hüküm sürdüğü bir ortam… Büyük Buhran’ı birçok nedene dayandırmak mümkün elbette. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, ürettiğin satamayan girişimciler ( ki buna birde asıl sebebin satılamayan ürünler olduğu anlayışına çözüm olarak gümrük duvarlarının çekilmesi eklenince ihracat yapma olasılığı da ortadan kalktı), yolsuzluklar, bozuk mali yapı, “bırakınız yapsınlar” anlayışı.

Birçok açıdan benzerlikler söz konusu şimdiki durumla. Hele ki bozuk mali yapılar,gelir dağılımı adaletsizliği, denetimlerin ve yasaların yetersizliği ve de yolsuzluklar… Ancak Büyük Buhran kadar korkutmuyor bu kriz piyasa aktörlerini sebebi ise zamanında müdahale ve Merkez Bankalarının gözünü kırpmadan akıttıkları paralar. Ekonomiler “harcayınız, paranızı yemekten çekinmeyeniz” sloganlarıyla yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Hatta geçtiğimiz haftalarda Merkez Bankları “ harcamazsanız bizden bir şey beklemeyiniz” dercesine faizleri “sıfır seviyesine” çektiler. Artık paranın bir tasarruf olarak elde tutulması bir anlam ifade etmiyor. Elinizde kaldıkça değer yitiren harcadıkça değerlenen bir araç halini aldı şimdilerde para… Öyle ki bu faiz seviyelerinde paranızı bankaya yatırdığınızda kesintiler ile zarar edecek duruma gelindi. ABD’nin başlattığı ve tüm ülkelerin karşılık verdiği “faiz indirimi yarışmasına” Türkiye’de katıldı. Ama yine de sıralamada halen İzlanda’nın ardından en yüksek faizi veren ikinci ülke konumundayız.Ancak İzlanda’nın finans sisteminin çökmesi ile daha cazip bir ülke durumunda Türkiye. (Acı bir not : Verilen bu faizlerin uzun vadede Türkiye’ye maliyeti çok yüksektir. Bırakın kazanç sağlamayı verilen bu faizlerin maliyetleri alınan paraların iki katının geri ödenmesi şeklinde olabiliyor. ) Tabi bankalar da bu durumdan yararlanmak için yeni finansal enstrümanlar için düğmeye bastılar. Japonya’da faizlerin yok denecek kadar az olması nedeniyle ( 0.30 ) ellerindeki paraları bir anlam ifade etmeyen Japon işçilerin paralarını çekebilmek için onlara özel “kağıtlar” çıkarılıyor. Kur riskinin büyük bir bölümünün gerçekleştiğini düşünürsek ekonomimiz“carry trade “ cenneti olmaya devam ediyor. Bunun anlamı düşük faizli Japonya’dan borçlanan işçilerin ( sadece işçiler değil tabi ki ) Türkiye’de paralarına para katması. Enflasyon hedeflemesi sebebiyle ( ne kadar geçekçi olmasa da ) çok fazla faizlerin indirilemeyeceği görünmektedir. Politikayı kötülemek niyetinde değilim. Krizi az zarla yaşayan ülkelerden olduğumuz inanıyorum. Ancak düşünmeden de edemiyorum. Farklı stratejiler izlenemez mi? Başka bir yol yok mudur? Sıcak para daha ne kadar içimizi yakmaya devam edecek?

(Birde krizi fırsat bilip işten çıkaranlara sözüm var. Bu şirketler sadece ortamdan faydalanmaktadırlar, tekrar işe alımlarda çok büyük avantajlarla çıkardıkları işçileri alacaklar. Oysa o şirketleri o konuma getirenler sadece üst kademe yöneticileri değil. Hatta onları üst kademe yöneticisi yapanlarda yine bugün işsiz bıraktıkları garibanlardır… “Vefa”yı krize kurban mı verdik? Asıl şimdilerde güvenme, çalışma zamanı, saklanma zamanı değil… )
“Borç yiğidin kamçısıdır” anlayışıyla yiğit bir milletin sırtına sırf yiğit diye, devletinin arkasında diye, ekmeğini taştan çıkarır faiz borcunu öder diye, kriz yokken bile kriz varmışçasına yaşamayı bilir diye bu yükü sırtına vurmak ne derece doğru?

Bu “yiğit” millet gün gelir yiğitliğinin farkına varır… İşte o zaman hesap soracaktır…

20:19 | Kategori: Türkiye ekonomisi |   1 Kişi yorum bıraktı  

DÖNÜŞ-ÜM

14 Ekim 2008 Salı


ABD'den ateşlemesi gerçekleşen ve bütün dünyayı hızla sarmaya başlayan finansal yangın tüm hızıyla devam ediyor. Bu yangının ortasında kalan ve sebebini oluşturan başta yatırım bankaları olmazk üzere diğer gelişi güzel hareket eden bankalarda kül olmaya devam ediyor. Daha önce bu tecrübeye sahip en azından bu tür yangınları görmüş az da olsa kendini düzeltmeyi başarabilen Türk bankaları ile henüz bu durumdan nasiplenmiş değiller. Tecrübelerinden faydalanarak bu durumu geçiştirebilecek alt yapıya ve bilgiye aynı zamanda da likititeye sahip bankalarımız belki bugün bir çoğumuzu şaşırtmakta. Ne de olsa krizin bizsiz olmayacağına inanan bir toplumuz. Bir çok kriz atlatmış herseferinde de bunu sosyal hayatımızı yerlebir etmeden geçiştirmeyi başaramamış bir toplumuz. Yaklaşık bir yıl daha devam etmesi tahmin edilen bu büyük krizden nasiplenmeden geçiştiririz.

Bizim dışımızda dünyanın bir çok yerinden hergün yeni bir banka kurtarma operasyonu haberleri gelmeye devam ediyor. Bunun yanında ise artık devletler bankalarının batmaması için ellerinden gelenleri yapıyorlar.Keselerinin ağızını açtılar bir kere kapatmak zor olsa gerek. AB ülkelerinin bir araya gelerek yaptıkları açıklamada bundan sonra hiç bir banka ya da finansal kuruluşun batmasına izin verilmeyeceği ve likitite sıkıntısı çeken finansal kuruluşlara bu imkanın devlet tarafından sağlanacağı haberleri geliyor. Ayrıca mevduat hesaplarına getirilen güvence ve bankalar arası transferlerde devlet garantisi kaybolan güveni tazelemek ve bu darbozağdan kurtulmaya yönelik çalışmalar olarak karşımıza çıkıyor. Başı boş bırakılmış, parayı gücün tek kaynağı olarak görenlerin hatalarını topluma ödetmemek için uğraşan bir o kadar da işlerin bu noktaya gelebileceğini göremeyecek kadar sığ düşünceli olan hükümetler şimdi can havliyle batan gemiyi başlayacak bir yer arıyorlar.
Artık devletler bu krizden tek başına çıkmayacaklarını anlamış durumdalar. Bir araya gelen devletler bir çok konuda iş birliği yapmaya başladılar.IMF verilerine göre küresel krizden kaynaklanan zarar 1.4 trilyon doları buldu.Bir çok banka krize kurban verildi.ABD'de 15 bankaya el konuldu. General Motors iflasın eşiğine geldi ve bir çok otomotiv şirketinde işçi çıkarımları yaşanabileceği haberleri geliyor. Krizin maliyeti gittikçe artıyor.

Biz de ise açıklamalar umut verici. Krize hazırlıklı olduğumuzu,dayanabileceğimizi dünyayı etkilediği kadar bizi etkilemeyeceği yönündeki açıklamalar az da olsa yatırımıclarımıza nefes aldırıyor. Bu durumda kimsenin muhteşem büyüme rakamlarına ulaşabileceğimiz ya da ihracatımızın tavan yapacağını ya da cari açıkımızı kapatmamızı bekleyeceğini sanmıyorum.Ama nedense medyada estirilen hava sanki biz dünyadan daha önce dibe vurmuşuzda bizim haberimiz yokmuş gibi davranmaları. Maliye bakanlığından gelen durumumuz iyi açıklamalarına rağmen nedense bir panik havası oluşturulmaya çalışılıyor. Elbette hiç bir hükümet durum ne kadar kötü olsa da kötüyüz demez ama zaten kaybolan güveni yeniden yerine getirmeye çalışmak birazda medyanın görevi değil mi? Yangına körükle gitmek kime ne gibi bir fayda sağlayabilir?

Krizi genel olarak düşünecek olursak; ortamın bu kadar rahat olması her canı sıkılan bankanın istediği gibi kağıttan gelirler yaratarak, istediğine kredi vererek istediğini borçlandırarark tüm dünyayı sürüklediği durum ortada. Sonucunda da tekrar kamulaştırılan el koyulan ya da çuval dolusu paralarla yardım paketleri kapılarının önüne konulan bankalar, finans kuruluşları yani ekonomiye geri dönen bir devlet aklıma şöyle bir soru getiriyor sosyal devlet geri mi dönüyor?

14:45 | Kategori: Piyasalar |   4 Kişi yorum bıraktı  

Kim Suçlu?

08 Ekim 2008 Çarşamba


Uzunca bir o kadar da güzel bir tatilin ardından çoktandır yazamadığım bloguma geri döndüm. bu süre zarfında ekonomilerde bir çok gelişme oldu. Kurtarma paketleri umut verdi kabul edildi reddedildi derken günlerdir dünya ekonomilerinin dibe doğru gidişini izliyoruz. Üstelik kriz henüz sosyal alana yani tabana yayılmaya başlamadı bile. Tabanı etkilemeden kurtarma operasyonları çare olsa iyi olacak. '29 Buhranından bu yana tüm dünyayı bu derece etkileyen ender bir ortam. Hem de bir çok ülke başkanının birbirleriyle masaya oturup beraber hareket etmek istediği bir ortam... Üstelik bu kriz başlamadan önce de dünyanın bir çok yerinde masum insanlar ketlediliyor,küçük çocukların bile kanı dökülüyor kimse bşr araya gelelim demiyordu. Ama ne de olsa şimdi kanı dökülmesede paraları yere saçılanlar başka insanlar. Ne de olsa o kanı dökülenlerin paraları yok ki yere saçılsın. Şimdi paralarıyla prolarını yakanlar zor durumda kalmasın yeter ne de olsa bütün dünya onlar için yaşıyor...

Bilindiği gibi krizin kaynağı mortage kredileri olarak gösteriliyor. Ama batanlarında suçu yok değil. Hatta bana göre bütün suçlu onlar. Amerika'da ki yatırım bankalarından bahsediyorum. Bu bankalar mevduat toplamaz çek, senet,kredi kartıyla uğraşmazlar. Bunun yerine uluslar arası piyasalarda büyük parçalar halinde nakit yönetimi yapılması için kendilerine verilen paralar bu bankaların kaynağını oluşturur. Yani riski yüksek bankalardır. Oysa ticari bankalar risk düzeyi daha düşük bankalardır. Mevduat toplar ve bu mevduat giriş çıkışları hemen hemen birbirini dengelerler.Çok fazla küçükişle uğraşmasına rağmen yapabilecekleri sınırlı olan ticari bankalar küçük ve kısa vadeli muvduatları büyük ve uzun vadeli krediye dönüştürerek kendi yağlarında kavrulup giderler. Yatırım bankaları ise büyük hacimli işler yaparlar. Petrol ve maden ticareti vazgeçilmezleridir. Petrol ticaretinde yaptıkları işin ismi ise "kağıt varil ticareti"dir. Sanal ortamda vadeli işlemler piyasasında yükseltilen fiyatlar gerçek ortama gerçekmiş gibi dayatılarak reel fiyatlar yükseltiliyor bundan da muazzam paralar kazanıyorlar. Öyle ki petrol üretimi 85 milyon varil olan bir ortamda 400 milyon varil petrole denk gelen kağıtların alınıp satılması paraların havada uçuşması anlamına geliyor.Kısacası yoktan zengin olanlar ellerii çakyıtmadan çeplerimizin içinde gezdiriyorlar hatta birde çaksanız noldur sanki diye yüzümüze bakıyorlar.

Bu bankalar bir yandan başkalarına akıl, bilgi, deneyim satarken bir yandan da bunları kullanalarak para kazanıyorlar. Anlaşılacağı üzer bu bankalar dev ekonomilerde ortaya çıkıyorlar. Ancak uzaklarda olmaları bizi ekilemeyecekleri anlamaına gelmiyor. Türkiye'de işlem yapan bankaların borç portföylerini satıpalıp üreticimizin alacaklısı konumuna gelen bu bankalar şimdillerde alacaklısı değişen üreticileri yakında kapıyı çalacaklar diye kara kara düşündürüyor. Oysa üreticilerimizin bu borçları ödeyebilmeleri içn ihracat yapmalrı gerekiyor. Ne yazık ki şu ortamda ihracat bile artık zor gerçekleşiyor. Yani öyle bir ortam oluşturuldu ki sanki siz borçlarınızı ödemeyinde biz nası olsa onları almasını biliriz paranız yoksa firmalarınızıda alırız derler gibi...

Borsaların dibe doğru gittiği bu ortamın sosyal hayata etkileme sınırına yaklaştığı ve milyarlarca insanı etkilediği bir çoğunu işsiz bırakacağı krizin tek sebebi ceplerini daha çok doldurmak isteyenlerdir. Kısa zaman sonra bavullarını toplayıp bir adaya yerleşip yanlarında götürdükleri-üzerinde kan izleriyle-paraların tadını çıkarırken bizler umarım yine başbakanlık önünde yazar kasaları fırlatmak zorunda kalmayız...

15:21 | Kategori: Piyasalar |   3 Kişi yorum bıraktı  

Kafkas Havası -2-

22 Eylül 2008 Pazartesi

99’da İstanbul’da Bill Clinton’un da hazır bulunduğu bir toplantıda, Baku-Ceyhan boru hattına Gürcistan’ın yanı sıra yeni ortaklar da katıldı; Türkmenistan,Kazakistan.(Kazaklar 1 yıl önce Türkmenler ise o toplantıda projeye müdahil olmuştur.)Projenin adı da, Baku-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı olarak değiştirildi.Kararlar alınmasına rağmen, 2004 yılına dek bu projeyi yerinde saydıran Gürcistan’daki ahvâldir.Gül Devrimi, projeyi de güllük gülistanlık yapmıştır.2006’dan bu yana da çalışır.Ancak bu projenin geleceği hakkında ciddi şüpheler vardır.İlki, hiç kuşkusuz bu yazının da konusu olan Rusya’nın ,kendi çıkarları gereğince, Kafkaslardan gerginliği eksik etmemesidir.İkincisi ve belki daha önemlisi ise, Hazar’daki petrolde Azeri payının 90’ların başında tahmin edilenden çok daha az olması ihtimâlidir.Teknoloji ilerledikçe bu konuda çok daha açık neticelere ulaşılmaktadır.Zaten bu neticeler yüzündendir ki, Hazar’a kıyısı olan başka iki ülke Kazakistan ve Türkmenistan bu işe 90’ların sonunda dahil edilmeye çalışıldı.Ancak bu işte muvaffak olunamamıştır.

Adı ilk olarak “Şangay Beşlisi” olan ama daha sonra altıncıyı da aralarına aldıkları için, “Şangay İşbirliği Örgütü” olan bir oluşum var,1996 yılından bu yana.Çin Halk Cumhuriyeti,Rusya Federasyonu,Kırgızistan,Tacikistan,Kazakistan; kuruluş beşlisi.2001’de Özbekistan aralarına katıldı.Ve bugün, İran,Hindistan,Pakistan,Moğolistan gibi ülkeler de gözlemci konumundalar.Yani üyesi,gözlemcisi dahil şu 10 ülkeye baktık mı; zaten neredeyse bütün Asya kıtasını ve 2,5 milyonun üzerinde bir nüfusu görürüz..Ağustos 2007’de Putin, “tek kutuplu dünya düzeni kabul edilemez” derken kastettiği ikinci kutbun, bu örgütle yakından ilişkili olduğunu anlamak için âlim olmaya gerek yok. Olası bir “Yeni Nesil Soğuk Savaş” devrinde,kendi kutbunda yalnız kalmasının uzak bir ihtimâl olduğunu bilmesi de şüphesiz Kafkas’larda gönlünce at koşturabilmesinde önemli etkenlerden biridir.

İşte Gürcistan’a Ağustos ayında yapılan ve “Güney Osetya ve Abhazya”nın Rusya tarafından tanınmasıyla nihayete eren savaşın, temelindeki sebep-sonuç ilişkisi budur.Tabii sebep sonuç ilişkisini kurmak yeterli değil.Bir de gelecekte neler olabileceğini,bu devletlerin ve daha önemlisi küresel sermayenin alacağı konumu tahmin etmek,Ukrayna-AB ve NATO ile arasındaki Rusya’yı gıcık eden yakınlaşmayı dillendirmek ve detaylandırmak ve sonuç olarak da; Türkiye’nin bu filizlenen soğuk savaştaki konumunu analiz etmek,bu konum içinde ne yapması gerektiğini,ileriki dönemlerde kendini hangi cenahta ve hangi rolde konumlandırmasının Türk halkı için, sosyoekonomik açıdan, daha hayırlı olabileceğini düşünmek de gerekir.Bu sıraladıklarımızın hepsi hakkında bir şeyler karalamak mümkündür.Ama mevzu bahis Türkiye olunca insan yine tıkanıveriyor.Yine daha fazla düşünmek ve tartmak,önerilerde diyalektik bakış açısına daha bir sarılmak gerekiyor.Çünkü ülkenin içinde bulunduğu karmaşık durum da ortada; 1947’deki “Marshall Yardımları”ndan bu yana Türkiye’nin bu tür kavgalarda,belki bir Kıbrıs Barış Harekâtı müstesna, kimden yana durduğu da ortada.
47’de Harvard Üniversitesi’nde ABD dışişleri bakanı George Marshall, ismiyle anılan planı açıkladığı gün -içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu- 16 Avrupa ülkesine 12’şer milyar dolar dağıtılması işinin reklamı olsun diye bulunmuş slogana bir bakın: “What ever the weather, We must move together/Hava ne olursa olsun, biz beraber hareket etmeliyiz”.
Belki olması gereken yeri değil ama ,ne yazık ki, durması muhtemel yeri bize anlatıyor.

23:50 | Kategori: Dünya, Tarihe bakış |   2 Kişi yorum bıraktı  

Kafkas Havası -1-

17 Eylül 2008 Çarşamba

Bu yazıda benim için düşünceleride en az kendisi kadar kıymetli bir arkadaşımla tanıştıracağım sizi. Üniversitede tanıştığım ve tanışıklığımızın her anında fırsat buldukça birçok konu üzerinde tartıştığım bazen uzlaşıp bazende fikirlerimizi savunduğumuz bundanda çok büyük faydalar edindiğim bir arkadaş. Rusya'nın devlet politikası ile ilgili bir yazısı ben çok beğendim ve herzaman ki gibi yeni bilgiler edindim.Ellerine sağlık.Bakalım siz nasıl bulacaksınız. Bu yazının ilk kısmı, bir de Türkiye'yi ilgilendiren kısmı var o da bir dahaki sefere inşaallah.

*****

Geride bıraktığımız yaz ,bu coğrafyada, insanlık dramlarıyla geçti.Hem İstanbul ve İzmir’deki kalleşçe saldırılar,hem nerden baksak yirmi beş senelik ve daha da üzücüsü rutinleşip,sıradanlaşan dramımız; PKK.Tabii birde, bütün dünyayı az yada çok etkileyen kuzey doğumuzdaki savaş.Bizim ülkemizde olduğu için bizleri çok daha fazla bağlayan olayları neden-sonuç ilişkisi bağlamında,bir çırpıda ele almak, kolay değil.Bu ülkede yaşayıp toplumsal/ekonomik/siyasi meselelerle de az buçuk ilgilenen herkes, hem senelerdir durdurulamayan,bu zihniyetle de durdurulması pek mümkün görünmeyen, doğudaki melânete; hem de şu yılın ortalarına doğru iyice azıtmış olan kentteki terör saldırılarına ilişkin analiz yapmanın fazlaca teferruatlı işler olduğunun farkındadır.Hatta şu satıra kadar iki farklı olaymış gibi bahsettiğimiz bu olayların, aslında aynı şey olup olmadıkları veya aynı kaynaktan beslenip beslenmedikleri bile tartışma konusudur.Üzerine gitmeye niyetli olsak, daha tonla soru üretebiliriz.Ancak; Gürcistan’ın kuzeyinde yaşanan olaylarla ilgili sebep-sonuç ilişkisi kurmak, hele biraz dikkatli ve ilgili olanlar için, çok daha kolay.

Rusya’nın, eski Sovyet ülkelerinin üzerindeki hâkimiyetini kaybetmekten epeydir hoşnut olmadığı bilinen bir gerçek. Hatta bu hâkimiyeti sürdürmek için, içinde şiddet ve türlü hukuksuzluklar bulunan işlere dahi kalkışabileceği de.Eski bir Politbüro(Sovyet İttifakı Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu) üyesi olan Haydar Aliyev’in, 93’te,Azerbaycan’da yaptığı darbe bunun göstergelerinden biri olarak artık neredeyse herkes tarafından kabul görüyor.Peki Rusya bu işleri neden yapıyor,neden eski Sovyet topraklarındaki nüfuzunu kaybetmemek için elinden geleni ardına koymuyor? Herhalde ki, yeniden bir komünist parti önderliğinde ikinci defa Sovyetleri toplayıp yeniden sosyalizm deneyecek hâlleri yok. Baksanıza ne orak-çekiçli bayrak kaldı, nede Leningrad şehri.Toprakları genişletmenin devletlerin itibarını yükselttiği ve maliyesini beslediği devirlerde zaten çoktan tarihe gömüldü.O zaman nedir,kendi ülkesi üzerinde muhaliflerin seslerini keserek mutlak hakimiyet kurmuş; Gorbaçov ve Yeltsin zamanlarında özelleştirilmiş büyük şirketleri ve petrol rafinerilerini/kuyularını kitabına uydurarak,Batı’lı küresel egemenleri (küresel zengin anlayın,bu egemen lâfını,devlet değil! Çünkü devletleri,çıkarları her zedelendiğinde, istedikleri gibi yönlendirebilme kudretine sahiptirler. ) ,deyim yerindeyse, sallamayarak o şirketleri kamulaştıran, Putin gibi cesur ve zeki bir devlet adamını bu nüfuzu geri almak için her türlü tehdidi göze almaya iten?

Bugün; ABD’nin, Irak’ı neden işgal ettiğini anaokuluna giden çocuklar bile biliyor. Artık bu, tespiti geçtim, bir noktaya dikkat çekmek bile sayılmaz. Ama biz bir kere daha yineleyelim; neden petroldür. Bu, Putin’in bugün Gürcistan’da ne yapmaya çalıştığını da anlatır. Gürcistan, doğal kaynaklar açısından öyle matah bir ülke değildir ancak; Rusya’nın her türlü çabasına rağmen nüfuzunu Yankilere kaptırdığı Azerbaycan’ın, Hazar kaynaklı, doğal zenginliklerinin dünyaya servisinde önemli kapılardan birisi. Bu kapı, 2003’teki seçimlerle gelen ve tam bir züppelik örneği olan “Gül Devrimi” ile kaybedilmiştir. Bu tarihe kadar Azerbaycan’ın, Rusya’nın “elinin altından” çekilmiş olmasına rağmen, kaynaklarını ABD yararına olacak şekilde Batı’ya taşıması mümkün değildi. Çünkü Akdeniz üzerinden taşımak için Türkiye ile bağlantı Ermenistan toprakları üzerinden kurulmak zorunda idi ama; Ermenistan Rusya’nın alanıydı, yani bu iş imkânsızdı (tabii bu bağlamda, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile yaşadığı ciddi sorunlarda şu enerji savaşının hiç etkisi olmadığını söylemek zor). İkinci alternatif de; Gürcistan üzerinden bağlantı kurup, hem Karadeniz vasıtasıyla Avrupa’nın kuzeyine hem de Akdeniz vasıtası ile Avrupa’nın güneyine, okyanusun diğer yakasına ve İsrail’e her alanda gerekecek olan petrolü kendi yararlarına sağlayabilmekti (tabii aracılara ve kaynak sahiplerine de belli yüzdeler koklatılacaktı, yeter ki bu ittifaka ekonomik/siyasi herhangi bir hasar vermesinler).Rusya Federasyonu, Sovyetler dağıldığından bu yana bu işi engelleyebilmek için çaba sarf ediyor.Şu ikinci paragrafta bahsettiğimiz, Azerbaycan’daki hükümet darbesi de bu iş için kurulmuş bir tezgâhtı.Nitekim; Haydar Aliyev, 94 Haziran’ında idareye el koymuş ve Baku-Ceyhan boru hattıyla ilgili girişimlere, 98 Ekim’ine dek ara verilmiştir.

(Eski politbüro üyesi ve KGB şefini Batı’ya dönmeye iten şey, halkının yoksulluğu dolayısıyla bu duruma karşı büyüyen tepkisi ve bir türlü kalkınamamasıdır. Çünkü 94’ten sonra, Azeriler bütün petrollerini Rusya’ya ihraç etmeye başladılar. Başka müşteri veya potansiyel müşteri de çevrede olmadığından, kazanması gerekenin çok altında kazanıyordu bu ticaretten. Çünkü fiyat yükseltse Rusya hem doğalgazı hem petrolü Orta Asya’daki Türkî devletlerden temin edebilir ve Azerileri dımdızlak ortada bırakabilirdi. Zaten yoksul olan halkın dibe vurması da tabiidir ki, sosyal patlama ve iktidar kaybı demekti.

****

16:59 | Kategori: Dünya |   2 Kişi yorum bıraktı  

Önceki Kayıtlar
Kaydol: Kayıtlar (Atom)


  • Napolyonlar demiş ki;

    Yükleniyor...

    YAZDIĞIM KONULAR

    • Dünya (6)
    • Piyasalar (5)
    • Tarihe bakış (5)
    • Türkiye ekonomisi (6)

    FIRINDAN SON ÇIKANLAR

    Yükleniyor...
  • Bendeniz...

    Veli Kocatürk
    Zaferler nasıl kazanılır? Napolyon'dan miras kaldığı söylenen "Para para para!" sözündeki parayla değil, Lidyalıların çıkardığı meteliklerle hiç değil... Zafer kazanmak için paraya ihtiyaç vardır elbet ancak para da akılla kazanılır! Dolayısıyla zaferler akılla kazanılır!
    Profilimin tamamını görüntüle

    Milattan Bugüne...

    Takip Ettiklerim

    • Bir Tutam Hayat
    • DR. Firma
    • Ekonomi Türk
    • Ekonomi ve iş dünyası
    • ekonomist
    • Hayatı Paylaş
    • Oksijen
    • yansıma
    • Çelişki-Analiz Orpen

    Ekonomik Takvim Forex Pros - tarafından yayınlanmaktadır - Forex Ticaret Portalı.
    Add to Technorati Favorites

Copyright 2008 Free Premium Wordpress Themes and BlackQuanta | Bloggerized by : GosuBlogger